Doğu Türkistan davasının unutulmaz lideri İSA YUSUF ALPTEKİN'i saygı ve rahmetle anıyoruz.

Tarihimize altın yapraklar kazandırmak için ömrünü davası uğruna harcamış insanları elbette unutmayacağız. Ama hayatları, bağımsızlık mücadeleleri, davalarını dünya kamuoyuna duyurma konusundaki çabaları en umutsuz olduğumuz zamanlarda bize meşale olacak insanları hiç unutmayacağız, unutturmayacağız. Vatan dediğimiz toprak parçasının kıymetini, bu değerli hazine elden gitmeden anlayabilmek için, vatan kaybetmiş insanların çektikleri acıları, katlanmak zorunda kaldıkları sıkıntıları dinleyerek öğrenebiliriz. Kendi öz vatanında esir olarak yaşamanın ne kadar yürek yakan bir acı olduğunu ancak Yusuf Alptekinlerin hayat hikayelerini dinleyerek, okuyarak algılayabiliriz.
Doğumunun 110. yılında rahmetle, saygıyla andığımız İsa Yusuf Alptekin de, hayatının her safhasıyla bizlere örnek olacak bir yılmaz savaşçıydı. Doğu Türkistan’ın Efsanevi Liderini doğumunun 110. Yılında, geçtiğimiz Cumartesi günü, Doğu Türkistan Vakfı tarafından düzenlenen bir törenle andık. Panele katılan konuşmacılar İsa Yusuf Alptekin’i çeşitli yönleriyle, ilginç anektodlarla anlattılar.
İsa Yusuf Alptekin’i anma adına yapılan toplantıların çoğunu izledim, haber yaptım. Bir milletin varolma savaşının anlatıldığı bu toplantılarda atayurdumuzla ilgili inanılmaz anekdotlar, yakın tarihimizle ilgili çok ilginç olaylar dinledim. Bu yıl ebediyete uğurladığım İsa Yusuf Alpteki’in oğlu Aslan Alptekin’in Babamın Anıları kitabını tanıtımı vesilesiyle Avrasya Bir Vakfı’nda verdiği konferansta, o geçit vermez Himalaya Dağları’nı aşarken çektikleri sıkıntıları, yaşadıkları acıları anlatırken bütün dinleyenlerin göz yaşlarına boğulmasını hiç unutamam. Unutulması mümkün olmayan tablolar çizmişti Aslan Alptekin, bizzat yaşadıklarını anlatırken.
Vatanlarını bırakıp giderken karlı, boralı Himalaya Dağları’nı aşmak zorunda kalan ve hayatta kalabilmek için atların sidiklerinden medet umar duruma düşen 400 kişinin dramını anlatan bir roman yazılmadı, bir film çekilmedi bugüne kadar. Himalayaların geçit vermez karlı boranlı tepelerinde bir aydan fazla süren yürüyüş sonrasında ancak 40 kişi Keşmir’e sağ olarak ulaşabildi. Bağımsızlık savaşını dünyaya duyurabilmek için katlanılan bu fedakarlığı, insanların terini anında kefene çeviren bu dondurucu soğukta yaşanılan acıları, çekilen sıkıntıları, yakınları bir bir soğuktan donarak ölen bu insanların hayatta kalabilme mücadelesini anlatan bir romanın Nobel’i, bir filmin de Oscar’ı almaması mümkün mü? “Ermenileri kestik” diyerek Nobel Ödülü peşinde koşanların, tarihte bir benzeri olmayan bu bağımsızlık mücadelesini anlatmaları, en azından bir insanlık görevi değil miydi?
Doğumunun 110’cu yılı İsa dolayısıyla yapılan toplantıları, İsa Yusuf Alptekin adını, magazin haberlerine renkli renkli sayfalar ayıran gazetelerimizde göremesek de, emperyalistlere karşı benzeri olmayan bir bağımsızlık savaşı vermiş olan bu toprakların insanları, İsa Yusuf Alptekin’in mücadelesine her zaman iliklerine kadar saygı duymuşlardı. Yaşadığı yıllarda, bu mütevazi insanı, her gittiği yerde bir devlet başkanı olarak karşılamışlar, saygı göstermişlerdi. İsa Yusuf Alptekin’in 110’cu doğum yılı dolayısıyla Zeytinburnu Öğretmen Evi’nde düzenlenen panelde konuşan yakın dostu Rasim Canikli, Erzurum Tren İstasyonu’ndaki sıcak karşılamanın Alptekin’i nasıl duygulandırdığını, olayı yaşayan bir tanık olarak anlattı. Trenin istasyona girişi sırasında gençlerin ellerinde bayraklarla tezahürat yaptıklarını gören Alptekin, “Aziz dostum, bir devlet büyüğü mü geliyor, gençler kimi karşılıyor?” dediğinde Canikli, “Evet efendim, gençler bir devlet başkanını, Doğu Türkistan’ın Devlet Başkanı’nı karşılamaya gelmişler” dediğinde çok duygulanmış, gözleri dolmuştu.
MANEVİ EVLADI SERVET KABAKLI ÇOK İLGİNÇ ŞEYLER ANLATTI
İsa Yusuf Alptekin’in manevi oğlu, Türk Edebiyat Vakfı Başkanı Servet Kabaklı, o büyük insanı, o efsanevi lideri tanımış olmanın duygusallığı içinde çoğumuzun bilmediği, ama her biri bir hayat dersi, bir devlet adamlığı dersi niteliğindeki anılarından bazılarını anlattı.
Servet Kabaklı, Doğu Türkistan davasını, Himalayaları aşma destanını, başta İsa Yusuf Alptekin olmak üzere, o destanı yazanların ağızlarından bizzat dinleyen bir şanslı kişi. Şanslı olduğu kadar da sorumlu ve bu sorumluluğunun bilincinde olan bir kişi. O nedenle, Doğu Türkistan davasını anlatabilmek, genç nesillere aktarabilmek için her fırsatı değerlendiriyor, yazıyor, anlatıyor, anlatıyor.. İsa Yusuf Alptekin’in manevi oğlu Servet Kabaklı’nın her yazısında, her konferansında Doğu Türkistan’la ilgili çok ilginç, inanılması zor anılarını dinliyor, bazen hüzünleniyor, bazen de kahroluyorsunuz.
Servet Kabaklı, Cumartesi günkü panelde de,“Türkler neden birlik oluşturamıyorlar, neden güçlerinin farkında değiller?” sorularına yanıt olan bir anısını daha anlattı ki, kahrolmadan dinlemek mümkün değildi.. Kenan Evren Çin’e giderken, Servet Kabaklı, gazetenin sahibi Kemal Ilıcak aracılığı ile, Doğu Türkistan’daki soydaşlarımızla ilgili bir mektup göndermiş ve konunun dile getirilmesini rica etmiş. Kenan Paşa’nın, Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduğunda, “Gök Bayrak’tan Al Bayrak’a selam” gönderenler Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin nerede yaşadıklarını tam olarak bilmediğini duymak, paneli izleyenlerin yüreklerini dağladı. Servet Kabaklı, benzer ilgisizlik ve bilgisizliklerin sonraki hükümetler zamanında da yaşandığını çok çarpıcı örneklerle anlattı. Hüzünlendi, hüzünlendirdi; ama Doğu Türkistan davamızı yaşatmamız, duyurmamız gereğinin de altını çizdi.
DOĞU TÜRKİSTAN’I, BALKANLARI UNUTURSAK…
Sormak isteriz; geçmişte yaşanan acılardan ders çıkarabilmemiz için, bütün bu yaşananları ayrıntılarıyla, nedenleri ve niçinleriyle bilmemiz gerekmez mi?
Bugün Türk Dünyası’nda, Doğu Türkistan’da yaşananları anlayabilmemiz için, İsa Yusuf Alptekin ve arkadaşlarının Himalayalar gibi dünyanın en yüksek zirvelerini aşmaya mecbur bırakan nedenleri bilmemiz, anlatılanları dinlememiz gerekmez mi? İstanbul’da yaşayan Türkistan kökenli soydaşlarımız toplam 250 kişi midir? “Doğu Türkistan’ı unutmayalım” söylemi, yalnızca milliyetçi bir slogan değil, yaşanmış acılardan imbiklenmiş bir uyarıdır. Balkanları, Doğu Türkistan’ı unuttuğumuzda, üzerinde yaşadığımızın bu cennet vatanı altımızdan çekip almak üzere tezgahlanan oyunları algılayabilmemiz mümkün olmaz. Vatan ve bağımsızlık, nesillerin nesillere canları ve kanları pahasına aktardıkları nimetlerdir. O nedenle, Doğu Türkistan davası ve bu davaya ömrünü vermiş insanların mücadeleleri bizim için çok önemlidir. Cumartesi günü Zeytinburnu Öğretmen Evi’nde düzenlenen panelde konuşan İsa Yusuf Alptekin’inoğlu Ilgar Alptekin, yakın dostu Rasim Canikli, manevi oğlu Servet Kabaklı, Dünya Uygur Kurultayı Genel Başkan yardımcısı Seyit Tümtürk, Celal Bayar Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Ömer Kul, Prof Dr. Gülçin Çandarlıoğlu gibi konuşmacılar, Doğu Türkistan davasının Türkiye ve Türk Dünyası açısından önemini vurguladılar.
İSA YUSUF ALPTEKİN
Doğu Türkistan’ın efsanevi lideri İsa Yusuf Alptekin1901 yılında, Doğu Türkistan'ın Kaşgar vilayetine bağlı Yenihisar kazasında dünyaya geldi. İsa Yusuf Bey'in ailesi kalabalıkmış, 12 kardeşmişler. Fakat çocukların 9'u doğumdan hemen sonra ölmüşler. Ailenin üç çocuğu kalmış. İsa Yusuf, bu ailenin en küçük çocuğu.
İsa Yusuf babasının isteği üzerine Yakup Ahun Molla'nın okulunda din eğitimi alırken, Çinli kaymakamın baskısıyla Çin okuluna yazdırılır. İsa Yusuf Bey'in tahsil hayatı Çin okulu ve medrese eğitimi ile sınırlı kalır. İsa Yusuf Bey'in hayatında Doğu Türkistan'daki Meşrep Meclisi denilen ocaklarda aldığı derslerin büyük etkisi olmuştur. İsa Yusuf Bey Meşrep Meclisi'nde Yiğitbaş derecesine kadar yükselmiştir.
Fakat, İsa Yusuf Bey'in Doğu Türkistanlı mücadele adamı olmasında, en önemli etken, Batı Türkistan'da görev yapmış olmasıdır.
İsa Yusuf Bey, 1923'te Yenihisar'a kaymakam olarak gelen Çin De Li'ye Türkçe Öğretmeni olur. Çin De Li, 1926'da, Yenihisar Kaymakamlığı'ndan sonra Andican'a konsolos olarak atanınca İsa Yusuf Bey'i de beraberinde götürür. İsa YUsuf Bey, 3 yıl Andican'da, üç yıl da Taşkent'te olamak üzere 6 yıl Batı Türkistan'da kalır. Bu arada Batı Türkistan'ın çeşitli şehirlerindeki milliyetçilerle tanışır, onları komünizm tehlikesine karşı uyarır. İsa Yusuf Bey'in hayatına yön veren olay, Taşkent'te Özbek Türklerinin milli şairi Çolpan'la tanışması olur. Çolpan İsa Yusuf Bey'e, ''İsa Bey, gerek biz, gerek siz için yapılacak şey, adam yetiştirmek;her şeyden anlayacak adam yetiştirmek; ne çektiysek adamsızlıktan çektik. Türkiye'ye, Almanya’ya çok miktarda talebe göndermek lazım'' diyerek, Doğu Türkistan'ın Liderinin yolunu çizmiş olur.
1929'da yeniden Andican'a gider.
Çin De Li, 1932'de görevden alınınca, İsa Yusuf Bey Pekin'e gelir ve Nankin ve Tenzin şehirlerindeki Çinli Müslümanlar ve Doğu Türkistanlılarla görüşmeler yapar. 1933'te Doğu Türkistanlılar Cemiyeti'ni kuran İsa Yusuf Bey, "Çin ve Türkistan'ın Avazı" adlı dergiyi çıkarır.
12 Kasım 1933'te Doğu Türkistan bağımsızlığını ilan eder, Kaşgar başkent olur ve Hacı Hoca Niyaz Cumhurbaşkanı seçilir. 3 Kasım 1934'te Çinliler Mehmet Emin Buğra Bey'in ordusunu yenerek hükümeti dağıtırlar.
İsa Yusuf Bey Nankin'de milliyetçi çalışmalarını sürdürürken, 18 Eylül 1936'da, Çin Millet Meclisi'ne üye seçilir.
1938'deCemiyet-i Akvam-ı Mazahatart Türk Kurumu tarafından, Japonya-Çin anlaşmazlığını çözmek üzere Çin'e taraftar toplamakla görevlendirilince, İsa Yusuf Bey, İslam ülklerini ve bu arada Türkiye Cumhuriyeti'ni ziyaret eder. Hindistan'da Muhammed Ali Cinnah ve Gandi ile görüşür. 1939'da Suudi Arabistan Kralı Abdülaziz bin Suud'u ziyaret ettikten sonra Mısır'a geçer. Yolda Türkiye Cumhuriyeti'nin Cidde konsolosuyla tanışır ve ona Doğu Türkistan davasını Türkiye'deki yetkililere anlatmak istediğini söyler.
6 Mayıs 1939'da İstanbul'a gelen İsa Yusuf Bey, Doğu Türkistan'dan Türkiye'ye göç eden hemşehrileriyle, Mahmut Şevket Esendal ile tanışır.
16 Mayıs 1939'da Ankara'ya gelen İsa Yusuf Bey, burada Başbakan Dr. Refik Saydam, Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu, Prof. Dr. Fuat Köprülü, Hasan Ali Yücel, Prof. Dr. Abdülkadir İnan, Abdülhalik Renda, Osman Turan, Hamit Zübeyr, Emin Bilgiç ve Alman Profesör Eberhard ile sonunda da Cumhurbaşkanı İsmet İnönü görüşür, davasını anlatır. Fakat beklediği ilgiyi görmez; Türkiye bir kalkınma çabası içindedir ve dışişleri Doğu Türkistan konusunda çekingen davranmaktadır.
8 Eylül'de Beyrut'a giden İsa Yusuf Bey, daha sonraları Lübnan ve Irak'ı da ziyaret ederek Afganistan'a geçer. Burada Afganistan Kralı Muhammed Zahir Şah ve Doğu Türkistanlı mücahit Mehmet Emin Buğra ile görüşen İsa Yusuf Bey, önce Hindistan'a, oradan da Çin'e döner (1940). Mücadelesine Çin'de devam edecektir. Mehmet Emin Buğra da 1943'de ailesiyle birlikte Çin'e döner.
İsa Yusuf Bey'in Çin Anayasası'nda Doğu Türkistan lehine bazı değişiklikler yapması isteği Çin'i öfkelendirse de, 2. Dünya Savaşı'nın atmsferinde Çan Kay Şek Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Bey konuşmayı kabul eder. Fakat uzun görüşmeler sonrasında herhangi bir anlaşmaya varılamaz.
Çinlilerin aşırı baskıları sonucunda, 21 Eulül 1944'te, Ali Han Töre öncülüğünde İli'de bir ayaklanma başlatan Türkler, 7 Kasım 1944'te "Şarki Türkistan Cumhuriyeti"ni kurarlar. Çan Kay Şek ayaklanmayı bastırmak adına Mehmet Emin Bey, Mesut Bey ve İsa Yusuf Bey'le görüşmeyi kabul eder, fakat yapılan görüşmelerden bir sonuç çıkmaz. Görüşmeler sırasında bir taraftan Rusların diğer yandan Çinlilerin çalışmaları sayesinde Türkler arasında fikir ayrılıkları doğar. Sonunda, General Can Ci Cu başkanlığında, aralarında Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Bey'in de bulunduğu bir "Doğu Türkistan Eyalet Hükümeti" kurulur. Fakat, İsa Yusf Bey'in hükümette yer almasına İlililer karşı çıkmaktadırlar. Halbuki İsa bey, Yenihisar'da, Batı Türkistan ve Çin'de bulunduğu sıralarda hep Türklere yardımcı olmaya çalışmıştı.
El altından Rusların ve Çinlilerin desteklediği bu fikir ayrılıkları, kanlı biçaklı çatışmalar, Türk Dünyası'ndaki kardeş toplulukların zamanla güçsüz düşmelerine, parçalanmalarına ve kendi öz vatanlarında esir olarak yaşamalarına neden olmuştur.
İsa Yusuf Bey, oynana bu oyunlarıboşa çıkarabilmek amacıyla, 1946'da Üç Prensip Gençler Teşkilatı'nın Doğu Türkistan Şubasi'ni açar, Altay Neşriyat Evi'ni kurarak Erk gazetesini yayınlamaya başlar ve kendi aralarındaki sorunları çözmek için de haftada bir toplantılar düzenler.
Bu çalışmalar sonrasında, 1947'de Doğu Türkistan Eyalet Hükümeti Başkanlığı Türklere verilir. İsa Yusuf Bey Hükümetin Genel Sekreteri olur.
1948’de Altay Kartalı Osman Batur Urumçi’ye gelerek İsa Yusuf Bey’i ziyaret eder. Karşılama töreni hazırlıkları sırasında, “milli şuura kavuşamamış olmaktan dolayı” değişik fikirler ortaya atılır. 17 Temmuz 1948’de, Rus aleyhtarı politika izledikleri gerekçesiyle Mesut Bey ve İsa Yusuf Bey hükümetten uzaklaştırılırlar.
1948 Kasım ayında Çin Komünistleri Pekin’i işgal ederler, Çan Kay Şek istifa eder. Çin kuvvetleri Doğu Türkistan’a doğru ilerlemektedirler. İsa Yusuf Bey ve arkadaşları Çin’e karşı koyacak güçleri olmadığından, göç kararı alırlar. 20 Eylül’de Urumçi’den ayrılan İsa Yusuf Bey, 22 Eylül’de Kuçar’da Mehmet Emin Buğra ile buluşur.
İsa Yusuf Bey ve yakınlarının 21 Ekim 1949 sabahı Doğu Türkistan’ın sınır kasabasından başlayan ve Himalayaları aşan destansı yürüyüşleri, 11 Aralık 1949 günü Keşmir sınırındaki Ladak’ta soluklanır. 852 kişi olarak çıktıkları “özgürlüğe yürüyüş”ün ilk soluklanma noktasına geldiklerinde 798 kişi kalmışlardır. Canlarını, kardeşlerini, evlatlarını Himalayalara kurban vermişlerdir. Sağ kalanlar Keşmir’in başkenti Srinagar’a giderler.
İsa Yusuf Bey, gelenlere sığınma izinleri alabilmek için Hindistan ve Suudi Arabistan yetkilieriyle görüşür. Buralardan bir sonuç alamayınca Mısır’a geçer. Mısır’dan da olumlu bir sonuç çıkmayınca, 6 Ocak 1952’de Türkiye’ye gelir. Yaptığı temaslar sonunda, Bakanlar Kurulu’nun 13.03.1952 tarihli kararıyla, 1850 Doğu Türkistanlının Türkiye’ye göçmen olarak yerleşmelerine izin verilir.
1953 yılı başından itibaren Doğu Türkistanlılar Türkiye'ye gelip yerleşmeye başlarlar. Göçmenlerin büyük kısmı Türkiye'ye yerleştikten sonra, İsa Yusuf Bey de ailesiyle birlikte 1954 Haziranında Türkiye'ye yerleşir. 4 Aralık 1957 tarihinde de Türk vatandaşlığına kabul edilir .
İsa Yusuf Alptekin mücadelesini kardeş topraklardan, Türkiye’den sürdürür,1986 yılında Doğu Türkistan Vakfı'nı kurar..
12 Mayıs 1991 Pazar günü, İsa Yusuf Alptekin, Ataköy'deki evinde kendini ziyarete gelen gazetecilere, ''90 yaşıma geldim. Gözlerimi kaybettim. Fakat içindeki mücadele azmi ve Doğu Türkistan'ın istiklaline kavuşması arzusundan hiçbir şey kaybetmedim" demişti.
17 Aralık 1995 gecesi vefat eden İsa Yusuf Alptekin’i rahmet ve saygıyla anıyoruz.
 

Selam ve saygılarımla…
Serap GÜLHAN
Genel Başkan
 

 

Sitede yer alan materyallerin tümü telif hakkı içermektedir.İzinsiz Kopyalanamaz ve Çoğaltılamaz.