Türk Kadınları’nın Seçme ve Seçilme Hakları’nı elde Edişleri

Türk Kadınları’nın Seçme ve Seçilme Hakları’nı elde Edişlerinin78. Yıldönümü
Milli Mücadele ve bunun akabinde elde edilen mutlu netice Türk insanının kadınıyla, erkeğiyle omuz omuza verdiği bir savaşın sonucudur. Bir taraftan kendilerini üzerinde “güneşin batmadığı imparatorluk, yenilmez devlet, en büyük kara devleti, en büyük deniz devleti” ilan eden itilâf Devletleriyle, dünyanın en çetin savaşları birçok cephede, özellikle Çanakkale’de sürdürülür ve oluk oluk kan akıtılırken, bir o kadar da Anadolu insanı kadını-kızı, çoluğu-çocuğu, yaşlısıyla düşmanla işbirliği yapan Ermeni ve Rum eşkıyasının katliâmları sonucunda hayatlarını kaybetmişlerdir. Yani cephe gerisi de bir savaş alanı olmuştur.
Elbette ki, bu iki mücadele de sadece toplumumuzun yarısını oluşturan erkeklerle gerçekleştirilmemiştir.
Bunun için kadınıyla, erkeğiyle yapılması gereken bu topyekûn mücadelede kadınlarımız da üzerlerine düşen görevi yapmışlar. Cephe gerisinde lojistik hizmetlerde savaşan erkeklerine tam destek vermişlerdir.
Türk kadınları, protesto mitingleri düzenleyerek, kadın cemiyetleri kurarak, bunlarla mücadeleye katılarak, cepheye silah taşıyarak, cephane imalathanelerinde, amele taburlarında çalışarak, ordunun giyecek ve yiyecek ihtiyacını karşılayarak, yardım toplayarak, göçmenlere ve kimsesizlere yardım ederek, işgalleri protesto eden mektup ve telgraflar göndererek ve zaman zaman, yer yer silahlı mücadeleye katılarak Milli Mücadele’de faaliyet göstermişler ve başarının en önemli unsurları olmuşlardır.
Bilindiği üzere Mondros Mütârekesi imzalanıp, ülke yer yer işgal edilmeye başlandığında bütün yurtta protesto mitingleri düzenlenmişti. Ancak 10 Aralık 1919’da Kastamonu’da yapılan mitingin bunların arasında müstesna bir yeri vardır.
Çünkü, bu mitingin düzenleyici ve konuşmacıları tümüyle kadınlardan ibarettir.
10 Aralık 1919’da yapılan bu ilk Türk Kadın Mitingi’nin bugün 76. yıl dönümünü anıyoruz. O tarihte Türk kadınları ülkesini bulunduğu karanlık ve acılı ortamdan kurtarmak için ne kadar azimli olduklarını ispat etmişler ve Padişaha, Sadrazama, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa Cumhurbaşkanlarının eşlerine, İngiltere ve İtalya Kraliçelerine ve Hindistan İmparatoriçesine telgraflar çekmişlerdir.
Türk kadını Gaziantepli Yirik Fatma, Tarsuslu Kara Fatma, Erzurumlu Kara Fatma, Kavaklıdere Köylü Fatma, Gördesli Makbule ve Kastamonulu Şehit Şerife Bacı ve bunlar gibi isimlerini burada sayamıyacağımız her yöremizden binlerce kahramanla kendisini ispat etmiştir.
İşte bunlardan üçbini bir araya gelmiş ve miting tertip komitesi başkanı Zekiye Hanım’ın ağzından “O zâlimler kararlarından dönmezlerse, böyle alçakça yaşamaktansa evlâtlarımızın kanlarına kanlarımızı karıştırarak erkeklerimizle aynı safta dinimiz ve istiklâlimiz için öleceğiz” demişlerdir.
İstiklâl mücadelesine böyle büyük katkılarda bulunan ve erkeği ile aynı zorlukları paylaşan Türk kadınının barış zamanında da erkeğinin sahip olduğu haklara sahip olmak, toplumda eşit muamele görmek elbette hakkıydı.
Atatürk, kadını toplumun eşit bireyleri olarak görmek istiyor ve bu amaçla “Bir toplum, cinsinden yalnız birinin yeni ihtiyaçlar edinmesi ile yetinirse, o toplum yarıdan fazla kuvvetsizlik içinde kalır, bir millet ilerlemek ve medenileşmek isterse, bilhassa bu noktayı esas olarak kabul etmek mecburiyetindedir” diyordu. Bu sözlerini daha 1923 yılında söyleyen Büyük Önder Türk kadınının toplumdaki gerçek yerini alması için çalışmalarına hemen Milli Mücadele yıllarında başlamıştır.
3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim-öğretim birleştirilmiştir. Ve ilkokul kız-erkek ayrımı yapılmaksızın herkes için zorunlu hale gelmiştir. Bu sayede kız çocuklarına öğrenim fırsatı tanınmıştır.
17 Şubat 1926 tarihli Türk Medeni Kanunu ile de Türk kadını yasal haklarını elde etmiştir.
Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilmesi de “Türk kadınının siyasi ehliyetsizliğine mantıkî bir sebep yoktur. Bu husustaki tereddüt ve menfi zihniyet mazinin toplumsal bir halinin can çekişen bir hatırasıdır” diyen Atatürk inkılâplarının bir sonucu olmuştur.
Bu haklar, üç aşamada gerçekleşmiştir. 1930 yılında yerel yönetime, 1933’de muhtarlık ve ihtiyar heyetine ve 1934’de de milletvekilliğine seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. Bütün bu hakları Türk kadını birçok Avrupa ülkesinden çok daha önce elde etmiştir. Ancak, Türk kadınının bu sosyal ve siyasal haklarını sonuna kadar kullandığı bugün bile maalesef söylenemez. Türk kadını seçme ve seçilme hakkını elde ettiği ilk seçimde 1935 yılında 18 milletvekili ile ve % 4,8’lik bir oranla Meclis’te yerini almıştır. Bununla birlikte 1991 seçiminde bu oran % 1,8’e düşmüştür, ilk seçimdeki 18 sayısına bugüne kadar hiçbir seçimde maalesef erişilememiştir. Bu da kadınımızın elde ettiği haklar konusunda henüz yeterli bilince ulaşamadığını veya haklarını yeterince kullanamadığını göstermektedir.
Kadınına 1945’de seçme ve seçilme hakkı tanıyan İtalya’da kadın parlamenter % 12,9, 1971’de tanıyan İsviçre’de % 14 gibi bir orandayken, 1934’de kadınlara Meclis kapılarını açan Türkiye’de 1991 yılında maalesef % 1,8 oranına düşmüştür.
Halbuki, Atatürk Seçme ve Seçilme hakkı verilmesinden sonra yaptığı konuşmalardan birinde şöyle demiştir: “Bu karar, Türk kadınına sosyal ve siyasî hayatta, bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak gerekecektir. Türk kadını evdeki medeni mevkiini salâhiyetle işgal etmiş, iş hayatının her safhasında muvaffakiyetler göstermiştir. Siyasî hayatta, belediye seçimlerinde tecrübesini yapan Türk kadını bu sefer de mebus seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor.
Medeni memleketlerin birçoğunda kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve salâhiyet ve liyakatla kullanacaktır” demiştir.
Kadınlarımız Türkiye Cumhuriyeti’nde Başbakan olarak dahi görev almaktadırlar bu da göstermektedir ki, kadın haklarına sahip çıkarsa Türkiye’de her mevkiye gelebilecektir. Kanaatimiz odur ki, Türk kadını Atatürk’ün güvenine lâyık olduğunu ancak ve ancak haklarına sahip çıkarak ve onun izinde yürüyerek ispatlayabilecektir.Türkiye Cumhuriyet’inin ilk kadın kurucu genel başkanı olarak tüm kadınlarımızın seçme ve seçilme haklarına sahip çıkmalarını ve daha güzel ve modern bir gelecek için sosyal faaliyetlerde bulunmalarını temenni ederim.Yüce Türk kadının nezdinde dünya’da hiçbir ülkede dahi uygulamada olmayan seçme ve seçilme hakkını biz Türk kadınlarına bahşettiği için Ülkemizin şanlı kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Saygı ve rahmetle anıyorum.Mekanı cennet ruhu şad olsun.
Kadınlarımızın,gerçek bir birey olarak hak ve özgürlük kazandıkları Türk kadının seçme ve seçilme hakkını elde ettiği günümüz kutlu olsun.
 

Selam ve saygılarımla…
Serap GÜLHAN
Genel Başkan
 

Facebook'ta Paylaş

 

 

Sitede yer alan materyallerin tümü telif hakkı içermektedir.İzinsiz Kopyalanamaz ve Çoğaltılamaz.