TÜRK HALKINI TARİHE TANIKLIK ETMEYE VE İÇİMİZDEKİ HAİNLERİ TANIMAYA ÇAĞIRIYORUM

Bu harita, Birinci Dünya Savaşında yenilen Osmanlı Devletinin, galip devletler tarafından nasıl paylaşılacağını gösteren “Sevr Antlaşması” haritasıdır.
1.10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan “Sevr Antlaşmasına” göre, Türkiye toprakları; İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan arasında paylaşılıyordu. Ayrıca, Ermenilere ve Kürtlere de, Anadolu topraklarından pay verilmesi kabul ediliyordu.
Türk Halkına ise, haritada düz sarı renkle işaretlenmiş olan Ankara ve civarındaki topraklar bırakılıyordu.
Padişah Vahdettin efendimizin İstanbul Hükümeti; “Şüray-ı Saltanat” isimli olağanüstü bir kurul toplayarak “ Sevr Antlaşması” adı verilen bu sözde barış taslağını imzaladı ve Türkiye topraklarının haritada belirtildiği şekilde paylaşılmasını kabul etti.
İşte, Atatürk ve arkadaşları buna isyan etti.
Sevr Antlaşmasıyla Türk Milletine; ağır koşulların dayatıldığı, Osmanlı Ordusunun elindeki silahların alınıp dağıtıldığı, Yunanlıların İzmir’i işgal edip
2.katliamlara başladığı, kadınlarımız ile kızlarımıza ahlaksızca tecavüz edildiği ve işgal edilen topraklarımızda ezan seslerinin sustuğu bir dönemde:
a. Atatürk ve arkadaşları Anadolu’ya geçerek; Mili Kuvvetler ( Kuvayi Milliye) adı altında Türk Ordusu’nun çekirdeğini oluşturan milli direniş örgütünü kurdular.
b. Türkiye’nin; Yunan, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Ermeni birliklerince işgal edildiği Anadolu topraklarında Kurtuluş Savaşını başlattılar.
c. Kahraman ve cefakâr Türk Halkıyla elbirliği ve gönül birliği yaptılar. Kanlarını dökerek ve şehitler vererek işgal kuvvetlerini yendiler. Böylece “Sevr Antantlaşmasını” yırtarak, tarihin çöp tenekesine attılar.
Şimdi, aşağıdaki ikinci haritaya da çok iyi bakalım:
Bu haritayı da, bir fotoğraf makinesi gibi, hiç silinmemek üzere hafızamıza kaydedelim. Çünkü:
a. Bu harita; Türk Halkının bağrından çıkan Türk Ordusunun, Atatürk ve Silah Arkadaşlarının önderliğinde kurtardıkları Türkiye topraklarını ve bugünkü Ortadoğu devletlerini göstermektedir.
b. Bu harita; Kurtuluş savaşında kanlarını döken ve şehitler veren Türk Halkının kazandığı zaferin bedeli olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin
3.tapusunun “Lozan Antlaşmasıyla” tescil edildiği sınırları göstermektedir.
c. Bu harita; sadece işgal kuvvetlerine karşı verilen mücadeleyi değil, ayni zamanda:
1) İşgal kuvvetleriyle işbirliği yapan mütareke basınına,
2) İşgalcililerle savaşan Kuvayi Milliye (Türk Ordusu) Birlikleri aleyhine, ölüm fetvaları veren sözde hacı ve hoca takımına,
3) Milli mücadelenin önderi Atatürk ve Arkadaşları hakkında idam kararları veren Padişaha rağmen, kazanılan ve işgalden kurtarılan topraklarda ezan seslerinin tekrar çınlamaya başladığı sınırları göstermektedir.
İşgalci devletler; Osmanlı’nın küllerinden yeniden doğan Türkiye Cumhuriyeti’ni hiçbir zaman içlerine sindiremediler. Atatürk ve Silah Arkadaşlarını asla affetmediler. Çünkü:
a. Sayın Turgut Özakman’ın sözünü ettiği çılgın Türklerin, emperyalist sömürgeci işgal devletlerine karşı verdikleri zorlu mücadele ve kazandıkları muhteşem zafer, işgal altındaki sömürgelere örnek oldu.
b. Sömürülen uluslar kendi özgürlük mücadelelerini başlattılar. Böylece, Batı’nın emperyalist sömürgeci devletleri, zaman içinde sömürgelerini kaybettiler.
İşgalcilerle işbirliği yapan hainler de, bir türlü yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni hazmedemediler. Çünkü:
a. Dün İşgalci Batı tarafından beslenen Mütareke Basını hainlerinin torunları, bugün de ayni Batı tarafından beslenmekte ve o devletlerin çıkarlarına hizmet etmektedirler.
b. Bu ülkenin ve milletin özgürlüğü, can ve mal güvenliği için kanlarını döken ve şehitler veren Türk Ordusu ve komutanları aleyhine, idam fetvaları veren din tüccarı sözde hacı ve hoca takımının torunları da:
4.1) Bugün de, maddi ve siyasi çıkarları için din tüccarlığını sürdürmek istedikleri için,
2) Atatürk ilkelerine dayalı Cumhuriyetin “laiklik” özelliği, din ticaretine engel olduğu için, yeni Türkiye Cumhuriyetini bir türlü kabullenemediler.
Bir kısım etnik bölücü Kürtler ile Ermeniler de, Anadolu topraklarından pay alamadıkları için;
a. Sevr Antlaşmasını tarihin çöp tenekesine atan Lozan Antlaşmasını,
b. Bu Antlaşmayla kurulan Türkiye Cumhuriyetini hiçbir zaman içlerine sindiremediler.
Netice olarak; Menfaatleri zedelenen sömürgeci ve işgalci Batı Devletleri, işbirlikçi Mütareke Basını, çıkarcı din tüccarları ve etnik bölücüler, Osmanlının Küllerinden yeniden doğan Türkiye Cumhuriyeti ile Atatürk ve Silah Arkadaşlarını asla affetmediler.
Söz konusu hainlerin kalıntıları, dün olduğu gibi bugün de, Türkiye Cumhuriyeti’nin “Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü” ellerine geçen her fırsatta parçalamaya çalışıyorlar. Bu Cumhuriyete ve Cumhuriyeti kuran Atatürk’e karşı, içlerinde besledikleri kin ve nefret hiçbir zaman sönmedi ve sönmeyecek. Bu nedenle;
a. Türkiye Cumhuriyeti’nin çimentosunu ve kuruluş temellerini oluşturan “Kemalizmi” düşman belliyorlar ve öncelikle yok etmeye çalışıyorlar.
b. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş belgesi ve tapusu olan “Lozan Antlaşması’ndan” nefret ediyorlar ve “Sevr’e” dönüş hayalleri yaşıyorlar.
c. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve yılmaz savunucusu “Türk Ordusunu” kendileri için en büyük engel görüyorlar ve ortadan kaldırılması veya yıpratılması gereken hedef olarak benimsiyorlar.
d. Cumhuriyet sevdalısı “Kemalist aydınları ve medyayı” susturmaya çalışıyorlar.
Lütfen dikkat edelim; herhangi bir yabancı, herhangi bir siyasi ve herhangi bir medya mensubu, yukarıda sayılan hedeflerden herhangi birisine saldırmaya başladığı veya yıpratmaya çalıştığı zaman, şüpheyle bakmamız ve niyetini sorgulamamız gerektiğini unutmayalım.
Şimdi, aşağıdaki üçüncü haritaya da çok iyi bakalım:
5,Bu haritayı da, bir fotoğraf makinesi gibi, hiç silinmemek üzere hafızamıza kaydedelim.
Önce, Amerika Birleşik Devletleri Eski Dışişleri Bakanı Condalisa Rice görevdeyken; “Ortadoğu’da sınırların değişeceğini” açıkça ilan etti.
Hemen arkasından, Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetler Dergisinin (ARMED FORCES JOURNAL) Haziran 2006 tarihli sayısından alınan yukarıdaki harita yayınlandı.
Amerikan Dışişleri Bakanı tarafından ilan edilen ve Silahlı Kuvvetler Dergisinde haritası yayınlanan bu projenin adı “Büyük Ortadoğu Projesidir.”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da; “Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanı” olduğunu, resmen, alenen ve gururla açıkladı.
Şimdi, lütfen bu haritaya dikkatle bakın:
a. Bu harita; Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgesinin koparılarak, bağımsız bir Kürt Devleti kurulacağını göstermektedir.
b. Ayni şekilde, Bu harita; Ortadoğu’da mevcut devletlerin de, etnik ve dini mezhepler temelinde parçalanarak;
6.1) Batı’nın himayesine muhtaç, Batıya sadık ve Batının menfaatlerinin bekçiliğini yapacak yeni devletçiklerin kurulacağını,
2) Böylece, Condalisa Rice’nin dediği gibi; Ortadoğu’da sınırların değişeceğini belgelemektedir.
Kuzey Afrika’dan başlayıp tüm Arap Yarımadasına yayılan “ yönetimlere karşı isyanlar” :
a. Amerika’nın “Büyük Ortadoğu Projesine” uygun olarak, Ortadoğu’da mevcut devletlerin, etnik ve dini mezhepler temelinde parçalanmasını amaçlayan operasyonların başladığını gösteriyor.
b. Söz konusu isyanları, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği gibi Batılı güçler destekliyorlar.
c. Bu destek; İsyancılara para, gıda, ilaç ve silah yardımının daha da ilerisine geçiyor ve Batılı güçlerin silahlı kuvvetleri bizzat isyancılar safında çarpışmalara katılıyorlar.
d. Ülkelerde; “Dış destekli birer iç savaş” sürdürüyorlar.
Türkiye’ye gelince; Ortadoğu’dakine benzer “İsyan ve iç savaş senaryoları” yıllar önce tezgâhlandı ve uygulamaya sokuldu.
Bu senaryoyu biz uydurmadık, yazanların bizzat kendileri resmen ve alenen açıkladı. Ayrıca, Cumhuriyet sevdalısı Atatürkçü aydın ve bilim insanları da, tezgâhlanan bu senaryoya defalarca dikkat çekti. Ama biz, oynanan bu tehlikeli oyunu hala anlamadık ve anlamamakta direniyoruz. Örneğin:
a. Zamanın, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Condalisa Rice görevdeyken; “Ortadoğu’da sınırların değişeceğini” resmen, alenen ve açıkça ilan etti. Gözlerimizin içine sokarcasına, haritayı da yayınladılar.
Buna rağmen bizler, Türkiye’nin de sınırlarını değiştireceklerini ve bizi bölüp parçalayacaklarını anlamadık.
b. Amerikan RAND düşünce kuruluşunun daimi politik danışmanı, ABD Merkezi Haber alma Teşkilatı'nın (CIA) eski yöneticisi, ABD Dışişleri Bakanlığı görevlisi Graham FULLER;
7.“Türkler Kemalizm’i terk edip ılımlı İslam’ı benimsemelidir. Ilımlı İslam, Kemalizm’i silmeye yönelik bir karşı devrimdir ve bu devrimin karşısındaki tek güç Türk Ordusu ile ulusalcı aydınlardır ve TASFİYE EDİLMELERİ gerekir” dedi.
Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini anlamadık ve uyanmadık.
c. Hollandalı Hıristiyan Demokrat Parlamenter Arie Oostlander. 2003 yılı Mart ayında Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’na bir rapor sundu. Bu rapor, 19 Mart 2003 tarihinde onaylandı.
Raporda; “Türk devletinin temel felsefesi olan Kemalizm, Türk devletinin bütünlüğüne yönelik ölçüsüz endişe kaynağı oluyor. Ordunun güçlü rolü, dine karşı çok katı tavır gibi yaklaşımlara öncelik veren Kemalizm felsefesi, Türkiye’nin AB’ye katılımına köstek oluşturuyor. Bu nedenle Kemalizm TASFİYE EDİLMELİDİR” dedi.
Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini hâlâ anlamadık ve uyanmadık.
d. Cumhuriyet gazetesinde Elçin Poyrazlar imzasıyla yayımlanan haberde Ortadoğu uzmanı Prof. Bernard Lewis;
“hükümet kurumları ele geçirmede çok becerikli. İş topluluğunu ele geçirdi, akademik topluluğu ele geçirdi, polisi ele geçirdi. Bir tek bağımsız kalan Anayasa Mahkemesi ve yargı idi. Şimdi onu da ele geçirmek için çalışıyorlar. Görünen o ki eğer başarılı olurlarsa bu yolda devam edecekler… Bu demokrasinin tek yönlü sokak olması anlamına gelir. Bu yolla gelirsiniz ama aynı yola gitmezsiniz” dedi.
Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini hâlâ anlamadık ve uyanmadık.
e. Amerika Birleşik Devletlerindeki "Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi" isimli, kuruluşun düzenlendiği 1nci Konferansın açılış oturumunda, ikinci sözü alan ve Türkiye Kürtlerini temsilen katıldığı belirtilen Süleyman KURTİR:
8.“ KEMALİST HAREKETİ YOK ETMEK İÇİN bilimsel projeler başlattık. Ayrıca, son zamanlarda daha çok İslamcılaşan Türk hükümetine nüfuz edebilmek için Kürtler İslam’a katkıda bulunuyor” dedi.
Dikkat edin, etnik bölücülerin temsilcisi, resmen ve alenen:
1) “Kemalist Hareketi yok etmeden Türkiye Cumhuriyetini bölüp parçalayamayız. Bunun için, öncelikle Kemalist Hareketi yok etmek için bilimsel plan ve projeler hazırladık ve uygulamaya soktuk” dedi.
2) Ayrıca “ Son zamanlarda daha çok İslamcılaşan Türk Hükümetine nüfuz edebilmek için, İslam Dinini siyasi ve maddi çıkarları için kullanan din tüccarlarıyla işbirliği yapıyoruz” dedi.
Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini hâlâ anlamadık ve uyanmadık.
Bölücüler ve din tüccarları neden öncelikle Kemalist Hareketi yok etmek istiyor?
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin temelleri “KEMALİZM/ATATÜRKÇܔ Düşünce sistemine dayanmaktadır. Bu temeller:
1) Lâiklik,
2) Hukukun üstünlüğü,
3) Tam bağımsız ulus devlet,
4) Coğrafi bakımdan sınırları “Misak-ı Milli” ile çizilmiş bölünmez bütünlük,
5) Emperyalizme karşı olmaktır.
Gerçekten de bu temelleri yıkabilmeniz için “Kemalist Hareketi” yok etmeniz gerekir. Bunu yapmadan; ulusu etnik kimliklere bölüp, Türkiye topraklarını parçalayıp, bir bölümü üzerinde bağımsız Kürt devleti kurmak mümkün değildir.
Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini hâlâ anlamadık ve uyanmadık.
Bütün bunlara ilave olarak "Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi" yetkililerinden:
9.Dr. ARTİN; “ Kürt siyasi partilerinin uyguladığı yumuşak tutuma rağmen, Kürdistan’ın bütün bölgelerinde BAĞIMSIZLIKTAN DAHA AZ HERHANGİ BİR ŞEY KABUL EDİLMEMESİ konusunda, çoğulcu bir kuruluş olan KNC’NİN ısrarcı” olduğunu belirtiyor.
Dr. Saman SHALİ (KNC BAŞKANI); “Türkiye, İran ve Suriye’deki Kürt sorunlarına en iyi çözüm, bu ülkelerdeki KÜRTLERE KENDİ KADERLERİNİ TAYİN (SELF-DETERMINATION) HAKKINI TANIMAKTIR.” Diyor.
Dr. Ahmet UTHMAN; “Tüm ülkelerdeki (Türkiye, Irak, İran ve Suriye’deki)Kürtlerin tek bir liderlik altında birleşmelerini ve ASLA KÂĞIT ÜZERİNDE KALACAK BİR OTONOMİYE RAZI OLMAMALARINI” istiyor.
Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini hâlâ anlamadık ve uyanmadık.
f. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi; KUZEY AMERİKA KÜRT ULUSAL KONGRESİ (KNC) 10. Kasım 2005 tarihinde, Kuzey Irak’taki Salahaddin Üniversitesi’nde ve 13 Kasım 2005 günü ise Süleymaniye Üniversitesi’nde “KÜRT BAĞIMSIZLIĞI” konulu özel birer konferans düzenledi.
Bu konferansın tutanaklarına göre, aşağıdaki hususlar karar altına alındı:
1) “Birleşme yönünde atılması gereken ilk adım, Kürdistan’ı işgal eden güçlerin kimliğimizin tanınması yönünde yarattığı engelleri ve yeniden birleşmemiz karşısında oluşturdukları bloğu aşmanın bir yolunu bulmaktır.
2) Kürdistan’ın farklı bölgelerinde, Kendi kaderini tayin (self determination) hakkımızı elde edebilmek için farklı stratejiler gerekir.
3) Bölünmüş Kürdistan’ın her bir bölgesindeki Kürt halkının özelliklerine ve Kürt hareketinin olgunlaşmasına uygun değişik seçenekleri ve senaryoları akılda tutmak gerekir
4) …Bir bölgede tam bağımsız ulusal Kürt Devleti kurarken, diğer parçada ise bölgenin merkezi hükümetiyle federal bir Kürt Devleti oluşturmanın daha mantıklı olacağı düşünülebilir. Halen bazı bölgelerde bu mümkün olmayabilir, fakat otonomi
10.sağlanabilir. Bu nedenle, kendi kaderini tayin (self- determination) hakkının elde edilmesi ve tekrar bileşilmesi, her bölgede kazanılacak özerkliğin derecesine bağlıdır. Belki de, 4 federal Kürt Devleti veya 4 bağımsız ulus devlet veya yapılacak bölgesel bir anlaşmayla ABD gibi BİRLEŞİK BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN oluşturulabilir” şeklinde kararlar aldılar.
Bütün bunlar bir komplo teorisi değil. Adamlar, lafı hiç eğip bükmeden özetle şunları söylüyor, tutanaklara geçiriyor ve kendi internet sitelerinde dünyaya açıkça ilan ediyorlar. Buna göre:
Öncelikle Kürt kimliğinin tanınması sağlanacak,
İlk aşamada en azından bir özerklik kazanılacak,
Zamanla bu kazanımlar federasyona dönüştürülecek,
Kendi kaderini tayin ( self- determination ) hakkı elde edilecek,
Şartlar uygun olduğunda her bölgede bağımsız Kürt Ulus Devletleri ilan edilecek,
Sonunda ABD gibi “BİRLEŞİK BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN” kurulacaktır.
Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini hâlâ anlamadık ve uyanmadık.
g. Söz konusu konferansların sonunda “BAĞIMSIZLIĞA GİDEN YOL HARİTASI” adı altında stratejik bir plan hazırlandı. Bu yol haritası aynen şöyle:
“ Kürtlerin en doğal hakkı, NİHAİ HEDEF OLARAK BİR KÜRT DEVLETİ’NİN KURULMASIDIR. Bunun için birleşik bir stratejiyi açıkça ve kesinlikle ilan etmek gerekir. Bu sonuca ulaşabilmek için aşağıdaki hususlar dikkate alınmalı ve incelenmelidir” diyorlar ve hazırladıkları stratejik plana şu maddeleri yazıyorlar;
1) Farklı görüşlerdeki Kürt halkını, siyasi partilerini ve sosyo-politik güçleri bir araya getirip, bağımsızlığı sağlayacak ortak bir ajanda ve ulusal strateji etrafında birleştirmek ve koordine etmek gereklidir.
2) Bağımsızlık için, birleşik bir ortak ulusal stratejinin geliştirilmesi sorumluluğu Kürt halkının kendisine aittir.
11.3) Kürdistan’ın tüm parçalarındaki (Türkiye, Irak, İran ve Suriye’deki) Kürt siyasi partileri, ortak bir strateji ve gündemle, BAĞIMSIZLIK YOLUNDAKİ ÇABALARINI koordine etmeleri gerekir.
4) Uluslar arası toplumla ve özellikle Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ile karşılıklı saygı ve menfaat paylaşımına dayalı ilişkiler kurulmalıdır.
5) Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliği Türkiye’ye demokrasi getiriyor. Bu durum Kuzeydeki (Güneydoğu Anadolu’daki) Kürtlere bir Kürt Parlamentosu kurma ve AB içinde bir Kürt Bloğu oluşturma imkânı sağlar. Böyle bir bloktan Kürt bağımsızlığına destek almak mümkün olacaktır. Bu nedenle Kürtler, Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliğini desteklemelidir.
6) Kürt halkının gerçek isteği olan güneyde bağımsız bir Kürdistan kurulması için, referandum yapılması amacıyla, Kürtler tarafından Birleşmiş Milletlerde lobi yapılmalıdır.
7) Kürtler, Güneyde Kurulacak Federal Kürt Devletinin korunmasının uluslar arası garantiye alınması için, uluslar arası toplumu etkileme imkânı aramalıdır. Uluslar arası toplum tarafından korunan bağımsız bir Kürdistan’ın kurulması, gelecekte Kürt halkının soykırıma veya ağır insan hakları ihlallerine uğramasını önleyecektir, diyorlar.
Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini hâlâ anlamadık ve uyanmadık.
h. Üstüne üstlük, bölücü terörist başı Abdullah Öcalan; tutuklu bulunduğu İmralı Hapishanesinden, resmen ve alenen devlete ve millete meydan okuyarak “demokratik özerklik” istiyor. Buna göre:
1) Siyasi boyut adı altında; Türkiye’nin eyalet benzeri bölgelere ayrılmasını ve Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgede kendi meclisinin olmasını talep ediyor. 2) Hukuki boyut adı altında: Yeni bir anayasa yapılmasını ve bu anayasaya devletin kurucu unsuru olarak Kürtlerin ilave edilmesini ve anayasadan Türklüğe atıf yapan kelimelerin çıkarılmasını istiyor.
12.3) Ekonomik boyut adı altında: Bölgedeki barajlar ile yer altı ve yerüstü kaynaklarının, bölgesel Kürt yönetimine devredilmesini ve vergi toplama hakkının kendilerine verilmesini talep ediyor. 4) Kültürel boyut adı altında: Türkçeye ilave olarak Kürtçenin resmi dil olarak tanınmasını, anadilde eğitim hakkının verilmesini, Bölgesel Kürt yönetiminin kendi bayrağının olmasını istiyor. 5) Öz savunma boyutu adı altında: Bölgedeki halkın savunmasını sağlamak amacıyla, bölgesel yönetimin kendi silahlı gücünü oluşturmasını ve kendi güvenlik sistemine kavuşmasını talep ediyor. 6) Diplomasi boyutu adı altında: Bölgesel Kürt yönetiminin komşu çevre ülkeler ve diğer parçadaki Kürtlerle serbestçe diplomatik ilişkiler kurabilmesini istiyor.
Böylece resmen ve alenen bağımsızlık talep ediyor. Buna rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini hâlâ anlamadık. Şimdi, aşağıdaki haritaya tekrar bakalım;
Osmanlı’nın küllerinden yeniden doğan Türkiye Cumhuriyeti’ni hiçbir zaman içlerine sindiremeyenleri, Atatürk ve Silah Arkadaşlarını asla affetmeyenleri, lütfen tekrar hatırlayalım. Bunlar:
1) Dün Menfaatleri zedelenen, bugünkü “Büyük Ortadoğu Projesinin” mimarı olan sömürgeci ve işgalci Batı Devletleri,
13.2) İşgalci Batı tarafından beslenen Mütareke Basını hainlerinin torunları,
3) Atatürk ilkelerine dayalı Cumhuriyetin “laiklik” özelliği, din ticaretine engel olduğu için, Türk Ordusu ve komutanları aleyhine, idam fetvaları veren din tüccarı sözde hacı ve hoca takımının bugünkü torunları
4) Anadolu topraklarından pay alamadıkları için, Türkiye Cumhuriyetini bir türlü içlerine sindiremeyen bir kısım etnik bölücü Kürtler ile Ermeniler idi.
Netice olarak; Menfaatleri zedelenen sömürgeci ve işgalci Batı Devletleri, işbirlikçi Mütareke Basını, çıkarcı din tüccarları ve etnik bölücüler, Osmanlının Küllerinden yeniden doğan Türkiye Cumhuriyeti ile Atatürk ve Silah Arkadaşlarını asla affetmediler. Ortadoğu’da sınırların değiştirilmesini ve Türkiye’nin yukarıdaki haritada gösterildiği gibi bölünmesini isteyen Türkiye Cumhuriyeti düşmanlarının, öncelikle yok etmeye veya yıpratmaya çalıştıkları hedefleri de lütfen tekrar hatırlayalım. Bunlar:
a. Türkiye Cumhuriyeti’nin çimentosunu ve kuruluş temellerini oluşturan “Kemalizmi” düşman belliyorlar ve öncelikle yok etmeye çalışıyorlardı.
b. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş belgesi ve tapusu olan “Lozan Antlaşması’ndan” nefret ediyorlar ve “Sevr’e” dönüş hayalleri yaşıyorlardı.
c. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve yılmaz savunucusu “Türk Ordusunu” kendileri için en büyük engel görüyorlar ve ortadan kaldırılması veya yıpratılması gereken hedef olarak benimsiyorlardı.
d. Cumhuriyet sevdalısı “Kemalist aydınları ve medyayı” susturmaya çalışıyorlardı.
Şimdi içimizdeki bazı tarikat ve cemaat gazetelerinin, köşe yazarlarının, sözde aydın takımı medya mensuplarının ve din tüccarlarının yazılarından alıntı yapılarak sunulan birkaç örneği, sizlerin takdirine bırakıyorum. Bunlar kime ve neye hizmet ediyorlar? Örneğin:
a. “Asker; Camiye bomba atmak, kendi uçağımızı düşürüp bunu Yunanistan'ın üstüne atarak savaş çıkarmak, PKK'nın çarpışmayı sürdürebilmesi için gene kendi uçağımızı düşürerek engellemek,
14.cephanesi biten PKK militanlarına iki kamyon mermi göndermek gibi SAPIK işlere kalkışmayacak… Vatana ihanet etmeyecek…” (Engin ARDIÇ, 27 Ağustos 2010,Sabah Gazetesi)
b. Geçmişte bu ülkenin en ileri kurumu orduydu, bugün ise en geri, en ilkel ve en kaba kurumu ordudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatanı ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne karşı, bugüne kadar ortaya çıkartılmış en ciddi tehdidin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içinden geldiğini gösteriyor… Türkiye'nin birliğini, halkın hukukunu, devletin bekasını koruyabilmek için bu "kurumsal yapı"ya son vermemiz ve yeni bir ordu kurmamız lâzım… Bizim bir Nizam-ı Cedit ordusuna ihtiyacımız var…” (Mümtazer TÜRKÖNE “Vesayet ve Demokrasi” konulu Abant Platformu ve Zaman Gazetesi, 29 Ekim 2009,11 TEMMUZ 2010)
c. Katilleri yakalamakla yükümlü bir örgütün (yani TSK)içine katiller sızmış… Balyoz İddianamesi’ne göre “katil doğanlar” devlet içine yuvalanmışlar... ÇAKMA ASKERİ CUMHURİYETİ toptan AB standartlarında demokratik bir cumhuriyet’e dönüştürmeden her şey boş” (Mehmet ALTAN, Star Gazetesi, 17 HAZİRAN 2010 )
d. “PKK, orduyu, eski zaman argosuyla söylersek, KÜLLÜM ediyor. Öyle bir mangayı falan pusuya düşürmüyor… En seçkin birlikler denen komando tugayına saldırıyor… Ordu, PKK’nın peşinde değil, PKK ordunun peşinde gibi bir görüntü var… PKK orduyu hallaç pamuğu gibi atıyor… Bu ordu, ordu değil.” (Ahmet ALTAN, 22 TEMMUZ 2010, Taraf Gazetesi)
e. “Türkiye’de son günlerde bölgesel demokratik özerklik talepleri dile getiriliyor. Darbeci paşalara karşı çok uysal ve anlayışlı savcılarımız demokratik özerklik talepleri karşısında hemen aslan kesiliyorlar…” (Eser KARAKAŞ, Star Gazetesi, “Lozan’ı Herkese Uygulamak” konulu yazısı)
f. “Askeri okullarda Marksist, Leninist, ateist, mason ideoloji ve kültürü egemen kılınmaya çalışılıyor... Bugün TSK’nin en büyük sıkıntısı dinden
15.tecrit edilmiş bir eğitim sistemi… Askeri eğitim doktrini Dinden uzak durmayı öğretiyor… Askerlik yaşam tarzı olarak görülüyor. Bu bir bakıma askerliğin din olarak görüldüğü algısını oluşturuyor… İlk günden itibaren dinden uzak durulması gerektiği telkin ediliyor... Öğrencilik yıllarında alkol kullanımı kesinlikle tavsiye edilen, olmazsa olmaz olarak sunulmaya çalışılan bir konu.” (Haber Vaktim Editörü, 13 TEMMUZ 2010)
g. “ Bu Orduyu 3’e bölüp; bir kısmını Ermenilere, bir kısmını Yunanlılara, bir kısmını Yahudilere verelim. Biz de kurtulalım… Bizim askerimiz dimimize karşı, geleneklerimize karşı, Osmanlıya karşı, tarihimize karşı, milletimize karşı, ne diye besliyoruz bunları” (Abdurrahman DİLİPAK’ın yazısına HABİB rumuzlu okuyucu yorumu) Bu propaganda yazıları, karalama, yıpratma ve iftira kampanyaları; Ortadoğu’da sınırların değiştirilmesini ve Türkiye’nin yukarıdaki haritada gösterildiği gibi bölünmesini isteyenlerin amaçlarına hizmet etmiyor mu?
Bütün bunlara rağmen bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin dinamitlendiğini ve işbirlikçilerin bu süreci hızlandırdıklarını hâlâ anlayamadık.
Öyleyse şu resimlere bakın:
16.Bu resimler, Kandil’den gelip Habur Sınır Kapısından Türkiye’ye giren, eli kanlı PKK teröristlerinin, zafer kazanmış kahramanlar gibi törenle karşılanışlarını göstermektedir.
Bu teröristler “Türkiye Cumhuriyetine silah çekmekten ve asker kanı dökmekten pişman değilim” demelerine rağmen pişmanlık yasasından yararlandırılıp serbest bırakıldılar.
Şimdi de, şu resimlere bakalım:
Bu resimler; kalemini ve vicdanını bölücülere satmış medya mensuplarının hedef göstermelerine, imzasız ihbar mektuplarına ve terörist eskisi PKK itirafçıları ile işbirlikçi gizli tanıkların ifadelerine dayanarak itham edilen ve
17.yıllarca teröristlerle mücadele etmiş madalyalı komutan ve subayların “terörist” diye tutuklanışlarının resmidir.
Teröristler serbest bırakılırken, bu milletin can ve mal güvenliği için terörle mücadele eden askerlerin tutuklanıp Silivri zindanlarına atılması size tuhaf gelmiyor mu?
Öyleyse aşağıdaki resimlere bakalım:
Bu resimler; kalemini ve vicdanını bölücülere satmış medya mensuplarının hedef göstermelerine, imzasız ihbar mektuplarına ve terörist eskisi PKK itirafçıları ile işbirlikçi gizli tanıkların ifadelerine dayanarak itham edilen ve Silivri zindanlarına atılan Türkiye Cumhuriyeti sevdalısı gazeteci ve bilim insanlarını göstermektedir.
Türkiye Cumhuriyetine, Türk Ordusuna ve bu devletin kurucusu Atatürk’e; 365 gün 24 saat bıkmadan ve usanmadan küfür ve hakaret ederek, PKK’dan daha fazla saldıran işbirlikçilerin yazdıklarına ve ortalıkta muteber insanlar gidi dolaşmalarına bir bakın, bir de Cumhuriyet sevdalılarının tutuklanmalarını gözlerinizin önüne getirin. Bunlar size tuhaf gelmiyor mu?
Öyleyse, hafızamızı tekrar toparlayıp; Ortadoğu’da ve Türkiye’de olup bitenleri kısaca tekrar gözden geçirelim:
1. Büyük Ortadoğu Projesinin mimarı Amerika ne istiyor?
Amerika’nın Ortadoğu’daki menfaatlerini savunacak ikinci bir İsrail istiyor.
2. Etnik bölücü Kürtler ne istiyor?
Bağımsız bir Kürt Devleti istiyor.
18.3. İslam Dinini siyasi ve maddi çıkarları için istismar eden din tüccarları ne istiyor?
Büyük Ortadoğu projesinin patronu ve bölücülerle işbirliği yaparak; Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Atatürk Cumhuriyeti’ni ele geçirip, tarikat ve cemaatlerin vesayeti altında bir halifelik düzeni kurmak istiyor.
4. Kalemini ve vicdanını satmış işbirlikçiler ne istiyor?
Dün, Anadolu düşman işgali altındayken insanlıklarını ve ruhlarını işgal kuvvetlerine satanların istedikleri şeyi istiyor. Yani, para ve pul istiyor.
Hafızamızı tekrar yoklayalım, şimdiye kadar hangi hedefleri ele geçirdiler veya yok ettiler:
a. Canlarını ortaya koyarak terörle mücadele etmiş madalyalı kahramanları terörist diye hapse attılar. Terörle mücadeleyi suç haline getirip Türk Ordusunun elini kolunu nerdeyse bağladılar.
b. Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan aydınları içeriye tıktılar.
c. Cumhuriyet sevdalısı medyayı susturdular.
d. Yargının büyük bir kısmını ele geçirdiler.
e. Milli İstihbarat ve Emniyet İstihbarat gibi kurumlara sızıp, hâkimiyet sağladılar.
f. Böylece, geriye direnecek hiç kimseyi bırakmadılar.
Hafızamızı tekrar yoklayalım, şimdiye kadar ne kadar yol aldılar:
1) Kürt Kimliğinin tanınmasını istiyorlardı.
Tanıdık.
2) Kürtçe konuşmanın ve öğrenmenin serbest olmasını istiyorlardı.
19.Şimdi serbest.
3) Kürtçe yayın yapan radyo ve televizyon istiyorlardı.
Devlet eliyle radyo ve televizyonlar da kuruldu.
4) Siyasete ve devlet yönetimine ortak olmak istiyorlardı.
a) Yasal olarak ve serbestçe seçimlere katılan siyasi partileri var.
b) Bölgedeki yerel yönetimleri zaten ele geçirdiler.
c) Milletvekili, bakan, general, hakim, savcı ve Cumhurbaşkanı bile oluyorlar.
5) Devlete ve yasalara meydan okuyarak;
a) Ele geçirdikleri yerel yönetimlerdeki devlet dairelerinde Kürtçeyi, devletin resmi dili haline getirerek dillerini ayırdılar.
b) Bölgedeki köy ve kasaba isimlerini Kürtçe değiştirdiler.
c) Türk bayrağını indirip PKK’nın sözde bayrağını astılar.
d) PKK’yı kendilerinin Silahlı Kuvveti mertebesine yükseltip, devletle ateşkes anlaşması yapıyorlar.
6) Daha ne istiyorlar?
Terörist Başı Abdullah Öcalan’ın istediğini, yani Türkiye’nin bölünerek “ Bağımsız Kürt Devletinin ilânını” istiyorlar.
Öyleyse, geriye ne kaldı?
“ Demokratik açılım sürecek… Durmak yok yola devam” diyen Başbakan ile Hoca Efendiye işte bu iki şahıs tarafından içi oyulmuş Türkiye kaldı
Serap GÜLHAN
Genel Başkan
20.Bütün bunları niçin mi yazdım:
a. Tarihe tanıklık etmek için yazdım.
b. İçimizdeki hainleri ve işbirlikçileri tanıtmak için yazdım.
c. Gaflet, delalet ve hatta hıyanet içindeki siyasilerin, torunlarımızın geleceğini nasıl sattıklarını belgelemek için yazdım.
d. Holdingleşmiş din tüccarı tarikat ve cemaatlerin, Siyasi ve maddi çıkarları için, bölücülerle nasıl işbirliği yaptıklarını göstermek için yazdım.
e. Gaflet uykusundan uyanamayıp, verdiğimiz oylarla bölücülerin ve din tüccarlarının amaçlarına nasıl hizmet ettiğimizi torunlarımıza anlatmak için yazdım.
f. Gelecek nesillerin bizi, doğru yargılamaları için tarihe not düşmek için yazdım.
 

Selam ve saygılarımla…
Serap GÜLHAN
Genel Başkan
 

 

Sitede yer alan materyallerin tümü telif hakkı içermektedir.İzinsiz Kopyalanamaz ve Çoğaltılamaz.